23 Nisan 2012 Pazartesi

Dünyanın en zararlı suç aleti!

Lise yılları.

Ders ortasında kapı birden açıldı ve içeri müdür yardımcıları girdi. Herkesi tahtanın önüne dizip arama yapmaya başladılar. Müdür yardımcılarından birisi sıralarımızın altlarında ve çantalarımızın içinde arama yapıyor, diğeri ise tahtanın önünde yanyana dizilmiş olan bizlerin üzerini arıyor.

Herkesi aradı sıra bana geldi. Elini ceketimin iç cebinin hizasına attığında sevinçten gözleri parladı. Yüzüne yayılan gülümseme gerçekten paha biçilemezdi. Aradığını bulmuştu. Vakit kaybetmeden elini ceketimin iç cebine daldırdı, o dışarıdan yoklama ile hissettiği sert nesneyi tutup dışarı çıkardı.

Fakat elindeki nesnenin ne olduğunu gördüğünde hem o biraz önceki neşesini kaybetti hem de bu manzaraya şahit olanların önünde son derece komik duruma düştü. Bana pek fazla bir şey olmadı. Sadece o müdür yardımcısı o vakitten sonra benden nefret etmeye başladı. Galiba cebimden çıkan şey onu tatmin etmedi ve hırsını bana yükledi. Cebimden silah falan çıksa yakalama hırsı sayesinde çok mutlu olacaktı diye düşünüyorum.

Cebimden çıkan neydi diye merak eden olabilir, söyleyeyim.
Sadece mızıka.

Müzik aletlerinin suç aleti, müzisyenlerin suçlu sayıldığı bir ülkede çok da yadırganacak bir durum değil ama...

21 Nisan 2012 Cumartesi

12 Eylül'den hesap soracağız!

Bir süredir 12 Eylül darbesini yapanlardan hesap sorma muhabbeti dönüyor. Savcı iddianameleri, müdahiller, yorum yapanlar, mağdurlar, müşteki müdafii...

Öncelikle bu olayların seyrini kronolojik olarak özetleyelim.

1980'de Kenan Evren komutasında darbe yapıldı.
1982'de yeni anayasa düzenlenerek referanduma sunuldu, yaklaşık %92 oranında evet oyuyla yeni anayasa kabul edildi. Bu kabul edilen anayasaya konulan geçici 15. madde ile darebe yapanların yargılanmasının önüne geçildi.
1983'te yapılan genel seçimde Turgut Özal'a kurdurulan Anavatan Partisi iktidara geldi.
2002'de yapılan genel seçimde Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldi.
2004'te 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 26 Eylül tarihinde kabul edildi.
2010'da yapılan anayasa değişiklik paketi referandumunda 12 Eylül darbesini yapanların yargılanması amacıyla geçici 15. madde kaldırıldı.
Ve son olarak 2012 yılına geldiğimizde geçici 15. maddenin kalkmasından güç alan yurdum savcıları harekete geçerek 12 Eylül soruşturmasını başlattı, olaylar ve tartışmalar başladı.

Memleketimin savcıları 83'te iktidara getirilen Turgut Özal'ın "yasaları bir kere ihlal etmekle bir şey olmaz" sözünü ilke olarak kabul ettikleri için yasaları pek takmıyorlar açıkçası. Üzerine bir de yasama görevini hakkıyla yapmayan bir meclis olunca olay tadından yenmiyor.

2004 yılında kabul edilmiş ve hala yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesinin 1. bendine bakarsak şöyle bir ifade yer alıyor:
"İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanunî neticeleri kendiliğinden kalkar."
Aynı maddenin 2. bendi ise söyle:
"Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur."

Şimdi bunun açıklamasına gelirsek bir fiil işlendiği tarihte yürürlükte olan kanun tarafından açıkça suç olarak belirtilmediyse hiç bir adli işlem yapılamaz veya işlendiği tarihte suç olarak belirtilip sonradan kanun değişikliği ile suç olmaktan çıkarılmışsa yine aynı şekilde adli işlem uygulanamaz.

Olayın seyrine göre bakarsak; darbe yapılıyor, anayasa değişikliği ile fiil suç olmaktan çıkarılıyor, tekrar anayasa değişikliği ile fiili suç olmaktan çıkaran madde yürürlükten kaldırılıyor. Şu an yürürlükteki ceza kanununa göre bu durumda 83 anayasasındaki geçici 15. madde faillerin fiilini suç olmaktan çıkardığı için adli soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Kaldı ki Kenan Evren bu darbeyi kanuni olarak 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesine dayandırıyor. Şimdi de bu yüzden 211/35'i değiştirmeye çalışıyorlar. TCK 7. madde değişmediği sürece anayasa komple değişse bile bu soruşturma ve kovuşturma hukuki değildir. 211/35'i değiştirmek hiçbir şeyi değiştirmez.

Velhasıl kelam her zaman dediğim gibi kanun yapmayı bilmeyen adamlar mecliste, kuklalar müşteki koltuğunda, kanun okumayanlar yargıç sandalyesinde olduğu sürece müdafii neresini yırtarsa yırtsın olayın hukuksuz olduğunu ispatlayamaz. Dar patikalarda yürüyen sürü olmaktan vazgeçip düşünebilmeye başladığımızda belki bir şeyler değişebilir.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Merhaba desem yeridir

Wordpress tabanlı bloglarımla uzun süre uğraştıktan sonra blog işine bir süre ara vermiştim. Sonrasında ara sıra bişeyler yazmak için Blogger'dan bu blogu açmıştım. Bugün farkettim ki bir yıldan daha uzun süredir bu bloga da bişeyler yazmamışım. Bu sebepten ötürü tekrar buraya bişeyler yazmaya karar verdim, ara sıra (yani yaklaşık olarak haftada bir gibi bir zamana tekabül ediyor bu "ara sıra" lafı) buraya birşeyler yazacağım. 1 yılı aşkın süredir bişeyler yazmadığım için bu yazıda merhaba desem yeridir lakin şimdi onun yerine önümüzdeki yazılarda görüşmek üzere diyorum. Haydi eyvallah!