Küçükken inanmamız için masallar vardı. Büyüyünce artık o masalları dinlemez olduk ama hala inanmamız için anlatılan başka masallar yok değil.
İşte ağzımız açık olarak dinlediğimiz, okuduğumuz masallardan en meşhurlarından birisi de pamuk prenses ve yedi cücelerdi. Bu masal büyüdükçe aklıma takıldı ve enteresan bulduğum bazı noktaları irdelemeye başladım. Yazıyı buraya kadar okudunuz mu? Buyrun o zaman devamına.
Masalın başrol oyuncusu olan kişi pamuk prenses üvey annesi tarafından kovuluyor, sonra ormanda dolaşmaya başlıyor. Ormanda bir kulübeye rastlıyor, içinden de 7 tane cüce çıkıyor ve bu cücelerle birlikte yaşamaya başlıyor. Şimdi burada duralım. Cüce müce farketmez arkadaş, erkek her yerde erkektir. Ormanın ortasında 7 erkeğin yaşadığı bir kulübeye hele ki pamuk gibi bir hatun gelecek, sonrasında kardeş kardeş yaşayacaklar. Bamya yemekten iflahı kesilir o prensesin. Yeminle en az 17 yıl meyve sebze yemeye tövbe eder. O yedi cüceyle kardeş kardeş yaşayabilmesi için cücelerin hepsinin gay olması lazım ki o zaman da yedi cüceler yerine "Bir trenin 7 vagonu" denirdi muhtemelen bunlara. Ha eğer "Sabi sübyanların aklına cinsellik sokmayalım" diyorsanız masalın devamını bekleyin.
İkinci perdede kötü kalpli üvey anne yine sahneye çıkıyor. Kılık değiştirerek pamuk prensesi buluyor ve ona zehirli elma yediriyor. Ne kadar nemrut bir kadınsa artık! Eğer bu senaryo olup Türk sinemasına aktarılsaydı bu üvey anne rolünü kesin Aliye Rona oynardı. Neyse işte prenses zehirli elmayı yediği anda yere seriliyor. Tabi meyvayı sebzeyi yıkamadan yersen olacağı bu. Sonrasında eve gelen cüceler onu bu halde bulunca öldü diye feryat figan ortalığı yıkıyorlar. Bak işte burası mantıklı olmuş zira adamların üzülmesi çok doğal. Kırk yılın başı kadın yüzü görmüşler, o da 3 günde nalları dikmiş. Bunlar üzülmesin de kim üzülsün.
Son kısım ise masalın can alıcı noktası. Ormanda dolaşmakta olan bir prensin de yolu buraya düşüyor, malum manzarayı görüyor. Cansız yerde yatan hatunu görünce yanına yaklaşıp dudaklarına yapışıyor. Nasıl sapık, şerefsiz, haysiyetsiz, namussuz, ırz düşmanı bi prenstir bu! Ölü hatun görünce hemen sevişmek için ilk hamleyi yapıyor. Ulan bre dengesizler! 7 tane cüce, 1 tane prens, bilmemkaç tane de prensin adamı var sahnede ve kimse de merhumeyi bi yerlere gömelim demiyor. Prens sevişmeye başlıyor herkes de alkış tutuyor. Bu öpücüğün ardından prenses hayata geri dönüyor. İlk baştaki "Sabi sübyanların aklına cinsellik sokmayalım" noktasını hatırlayalım şimdi. Hani ne oldu çocukları cinsellikten uzak tutma bilinci? Çocuğu sağlıklı cinsel eğitimden uzak tutup nekrofiliyi özenzdiriyoruz, bu mu mantıklı?
Neyse daha fazla yazmayacağım bunun üzerine, çok gevezelik ettim.
8 Haziran 2012 Cuma
2 Haziran 2012 Cumartesi
Bukalemunlar icin klimalı salonumuz mevcuttur
Bukalemun enteresan hayvan. Malum, bulunduğu zeminin rengini alıyor. Böyle ilginç olunca doğal olarak insanın aklına da ilginç sorular geliyor. Mesela:-Bukalemunlar sevişirken hangi renge girerler?
Bu mahluklar temas ettikleri şeyin rengini alıyorlarsa sevişme olayında temastan ötesi var. Hangisi hangisinin rengini alıyor ve niye belgesellerde her türlü hayvanın çiftleşmesi mevcutken çiftleşen bukalemunlar yok? Belgesel olması için illa ki oyuncunun su aygırı mı olması gerekiyor?
-Bu canlı grubu saklambaç oynasaydı nasıl bir şey olurdu?
Saklanacak olan bukalemunlar saklanmak yerine ebe bukalemunun etrafını çembere alsa da bi şey farketmez, nasıl olsa kamuflaj en üst düzeyde!
-Biz insanların "Ahmet'i gördün mü?" şeklinde sorusu bunlarda da geçerli mi acaba?
Bir bukalemun bir bukalemuna gel bre bukalemun, yok yok böyle değildi. Bi saniye, hah tamam hatırladım ne yazacağımı. Bukalemunun birisi diğerine "Süleyman'ı gördün mü?" diye sorunca diğeri ne cevap veriyor mesela? "Oğlum bak git" mi diyor yoksa "Şu kayanın ordan sağa dön, göreceğin ikinci çınar ağacının beşinci dalında oturuyor" diye tarif mi ediyor?
-Kamuflaj üst düzeyde olduğu için gözünün dibindeki çocuğunu kaybedenler oluyor mu?
Hani vardır ya çocuğunu falan kaybedenler. Hatta çıkarlar televizyon programlarına sabahtan akşama konuşurlar, sunucu da Sherlock Holmes edasında yaklaşıp olayı çözer, onun gibi yani. Bukalemun dünyasında da bir Yalçın Çakır var mı mesela? Eğer varsa "Ben çocuğumu kaybettim lütfen yardım edin Bukalemun Bakır bey" diyen katılımcıya "Çocuğunuzu bulduk, gözünüzün dibindeymiş ama renk değiştirmiş kerata" diye cevap veriyor mu?
-Şaşılık onlar için ne ifade ediyor?
Bu enteresan yaratıkların bir diğer özellikleri de gözlerinin birbirinden bağımsız hareket etmesidir. Biz insanlar iki gözünü aynı noktaya odaklayamayanlara şaşı diyoruz. Peki bize göre doğuştan şaşı olan bu canlılarda şaşılık tanımı nedir? İki gözü koordineli hareket edene falan mı şaşı diyorlar yoksa? Tedavi olarak ne uyguluyorlar? Anne bukalemun çocuğunu "İki gözünle aynı noktaya bakma, öylece şaşı kalırsın sonra" diyerek darlıyor mu mesela?
İşte böyle enteresan sorular mevcut. Bir gün cevaplarını bulabileceğim bir belgesele rastlamak ümidiyle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)