25 Şubat 2014 Salı

Olur gider

Olur bazen öyle. İnsanlar vicdanlarını rahatlattıktan sonra geriye kalan hiçbir şey umursamaya değecek durumda olmayabilir. Vicdan falan dediysem lafın gelişi, başka kelime bulamadığım için. Vicdandan ziyade "başkaları ne söyler, ben onlara ne cevap veririm" endişesi desem daha doğru sanırım. Bu endişe giderildikten sonra, yani başkalarının söyleyeceklerine verilecek cevaplar bulunduktan sonra ölecek bile olsan kimsenin umrunda olmaz. Ölecek olsan bile "hayır, ben senin yaşamanı istiyorum, ölmeni istemiyorum" demez karşındaki, en fazla senden sonra söyleyeceği sözleri düşünür. En fazla üç gün sonra her şeyin unutulacağını söylediğinde bunu reddedecek bile olsa bunu söylemenin üzerinden bile daha üç gün geçmeden unutur. Olur işte öyle. Bazen olur, bazen olmaz. İnsanlar bazen dürüst davranır, bazen davranmaz. Bazen anlar, bazen hiç anlamaz. Bazen güvenir, bazen güvenmez. Her şeyin acısı başkadır da can acısı çok acayiptir, çeken bilir, çekmeyen bilmez.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Nasılsın?

Kötüyüm. Canım sıkkın, canım acıyor. İnsanlarla iletişim sıkıntısı yaşıyorum. Bu yazıyı kimlere mi yazıyorum? İnsanlarla iletişim sıkıntısı yaşadığıma göre bu yazıyı da kuşlara, böceklere, elma ağaçlarına ve kedilere yazıyorum.

9 Ocak 2014 Perşembe

Umursamaz adam olma rehberi

Yoruldum, çok. Yorgunluk neyse, bi aralık bulup dinlenmek mümkün olabiliyor bazen ama daha önemlisi var: yıldım. Dinlenme fırsatı bulunca yorgunluk geçebiliyor da yılgınlık öyle değil. O yüzden radikal kararlar aldım. Daha beter yorulmamak, daha fazla yılmamak için. Hani daha iyiye götürmez ama en azından daha da kötüye gitmesin diye sırf.
Kimseye laf anlatmak için uğraşmayacağım bundan sonra. İsteyen istediği gibi anlasın ağzımdan çıkanı.
Kimse içinen ufak bir şey, bir iyilik vs. yapmayacağım. Hem iyilik denen şey Nietzsche'nin tanrısı ile birlikte yüz küsur yıl önce öldüğü için kimse de yadırgamaz. Üstelik bu kadar lüzumsuz ve riyakar insan ordusunun içerisinde kimse farketmez bile onların arasına karışmamı.
Her şeyi akışına bıraktım artık. Hiçbir şey için en ufak kontrol altına alma veya tutma çabası göstermeyeceğim.
Hiçbir şey zerre kadar umrumda değil artık.
Neyse uzatmaya çok da gerek yok, özetle; saldım çayıra...
Nereye kadar böyle gider? Gittiği yere kadar be müdür, gittiği yere kadar!
Kamuoyuna, ilgilisine, ilgisizine, meraklısına, meraksızına duyrulur.

22 Aralık 2013 Pazar

Yıllar sonra

Çok değişmişsin.
Böyle değildin, kilo almışsın biraz. Saçların da daha kısaydı sanki, yanlış mı hatırlıyorum?
Çok zaman geçmiş.
Oturup çay içerek bekledim mesai bitiminde. Sen sevmezdin çay içmeyi, sonradan alışmıştın, buradan gittikten sonra. Zaten ben de sen gittikten sonra alıştım ya bu çaya.
Köşeden göründüğün zaman farkettim dördüncü bardağı içtiğimi on beş dakikada.
Hala çok dalgınsın. Hiç farketmedin önünden geçip gidişimi.
Yalnız,
Eskiden böyle beyaz değildin. Böyle mahzun bakmıyordu gözlerin. Tamam, yine gülüyor ama çizgileri farklı bu sefer yüzünün.
Sesin mi? İşte o değişti mi bilmiyorum. Yine diyemedim, merhaba!

3 Aralık 2013 Salı

Veda

Bir yılın son demlerindeyiz. Aslında periyodik olarak yaşanan bir olay olmasına rağmen bana hüzünlü gelir yılın bu vakitleri. Sembolik de olsa vedalaşmaya ve bir şeyleri geride bırakmaya alışamadım. Belki de kolay alıştığım için veda etmeye kıyamıyorum hiç bir şeye. Vedalaşılacak şey diğerlerinden herhangi bir farkı olmayan sıradan bir yıl dahi olsa zor geliyor işte, yapamıyorum. Biraz da yeni bir yıla adım atmakla birlikte bir önceki yıla ihanet ediyormuş duygusu çöküyor. Aslında bu yıl biraz daha farklı, biraz daha zor geliyor geçip giden yılla yapılacak veda töreni. Yooo öyle "yaşlanıyoruz" falan diye ağlanıp sızlanacak insanlardan değilim. Daha zor gelmesinin sebebi önceki yıllara göre bu yılın biraz daha farklı geçmiş olması. Geride el sallamaya kıyamayacağım bazı anılar kalması.

İşte böyle bir halet-i ruhiyede yeni bir kitap okumaya başladım. Kitap henüz Eylül ayında çıkan taze sayılabilecek kitaplardan. Keşke hediye olarak gelseydi diyebileceğim kitaplardan birisiydi ama kendi kendimize alıp okumak kısmet oldu artık yapacak bir şey yok. Aslında konusu o kadar da mühim değildi benim için. Sadece kitabın kahramanını çok sevdiğimden dolayı okumak istemiştim. Okumaya başlayınca konusu da anlam kazandı, oldukça enteresan, dramatik ve hatta belki de kısmen gülünç bir hal aldı. Gülünç olması için aslında herhangi sebep yok. Gülünç olmasını sağlayan şey kitabın konusundan ve içeriğinden doğan garip bir tesadüf. Kitabın kahramanı en sevdiğim şairlerden birisi, Ahmed Arif. Tahmin edilebileceği üzere kitap da "Leylim leylim". Hayat garip tesadüflerle dolu.

20 Kasım 2013 Çarşamba

Feriğim

Feriğim, fidanım, feryadım!
Ey benim zizil parmak
Memleket gözlüm