10 gün önce Emre Tuncer'in "Hayat Felsefesi" isimli kitabı çıktı. D&R dağıtım yapma konusunda biraz uyuzluk yaptığı için kitaba erişimim biraz gecikti ve D&R yerine Kitapyurdu üzerinden sipariş verdim, verdiğim sipariş dün elime ulaştı. Kitap henüz bitmedi ancak inceleme yazacak kadar okuma fırsatım oldu ve henüz almamış olanlar için kılavuz olması açısından hemen yazmaya karar verdim. Kitaba dair her unsuru irdelemeye başlayalım.
Kitabın kapak tasarımı çok hoşuma gitti. Bu konuda tasarımı yapan Ahmet Altay'ı tebrik ediyorum. Kapakta deli gömleğiyle bağlanmış ama yine de teknolojiden kopamayan kadın şeklinde bir çizim mevcut. Bu tipleme aslında çağımızın yeni ve yayılmakta olan hastalığı; teknoloji bağımlılığını en iyi şekilde özetliyor.
Kitabın sloganı olan "Yapanpişti yakankavurdu deli gülücük savurdu" cümlesi hakkında biraz farklı görüşlerim var. Burada kelime oyunu mevcut. "Ya panpişti ya kanka vurdu, deli gülücük savurdu" veya "Yapan pişti yakan kavurdu, deli gülücük savurdu" gibi farklı şekillerde anlamak mümkün ancak iki şekilde de bana pek anlamlı gelmedi. Kelime oyunu ile slogan yaratma düşüncesiyle slogan biraz ziyan edilmiş gibi geldi bana. Olumsuz sayılabilecek tek eleştirim budur, şimdi bunu bitirip esas en önemli yer olan kitabın içeriğine gelelim.
İçerik benim en sevdiğim tarzda yazılmış. İkişer üçer sayfalık bölümlerden oluşuyor. Bu şekilde kısa bölümlerden oluşan kitapların güzel tarafı okuma rahatlığı oluyor. Zira 20 dakika okuyup bıraktıktan 1 saat sonra yeni bir bölüme başlayıp okumaya devam edilebiliyor. Tekrar okumaya başlarken "Nerede kalmıştım? en son ne olmuştu?" gibi sorular oluşmuyor insanın kafasında. Tarz olarak klasik Emre Tuncer diyorum, daha ötesi yok. Daha önce Emre Tuncer'in "Gecelik" isimli radyo programını dinlemiş olanlar orada anlattığı öyküleri bilirler, işte kitap aynı o lezzette ilerliyor. Kıvrak zeka ürünü kelime oyunları sıkça mevcut. Kelimeler hamur gibi yoğrulmuş, sonra özenle damıtılmış ve dizilmiş halde karşımıza geliyor. Çoğunlukla yüzde bir tebessüm ile okunuyor kitap ve insanı hiç yormadan ilerliyor. Tıpkı sürükleyici bir film izler gibi hissediyor insan, siz sadece seyirci kalıyorsunuz kitap kendiliğinden akıp gidiyor.
Tür olarak mizahi bir kişisel gelişim ve felsefe kitabı gibi düşünülebilir. Aslında eleştiride en zor kısım burası bence; kitabın türünü tespit etmek. Çünkü her türden bir tutam alınıp ustaca harmanlanmış. Belki de akıcılığını bu harmanlamaya borçludur diye düşünüyorum.
Özetle bu kitap güzel bir eğlencelik. Akşamüzeri bir fincan filtre kahvenin yanında güzel giden kitaplar arasında ilk sıralarda yerini alır. Dünya klasikleri arasında yer alamayabilir belki ama kitap okumayı seven her insanın kitaplığında çok güzel bir yer alabilir.
Kısacası güzel bir kitap, okuyun.
İmza: Bir dost.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder