1 Mayıs 2013 Çarşamba

Hikayeler bitmez

Daha önce burada Çanakkale dolaylarından bir hikaye aktarmıştım. Madem oradan başladık öyleyse oradan devam edelim. Ama bu sefer biraz eskiye, yani Çanakkale savaşı yıllarına gidelim. O yıllarda bölgede henüz çocukluğunu yaşamakta olan birisinden dinleyelim:
"Savaş bazen hararetleniyordu. O sıralarda büyüklerimiz dağlara, yukarı yerlere doğru kaçıyordu. Biz çocuklar da ağaçlara çıkarak top mermilerinin suya düşüşünü izliyorduk. Onlar suya düştükçe etrafa fıskiye gibi su sıçratıyordu biz de onları görüp alkış tutarak oyun oynuyorduk."
Top mermileri sadece suya düşmüyordu elbet. Hedefini tutanlar da vardı. İşte o hedefini tutanlardan bir tanesi tarafından yaralanan bir asker hemen tedaviye alınır. Tedavinin ardından "Yaraların mikrop kapmasın, hadi evine git" denir bu askere. Asker sorar: "Peki ne zaman geri döneyim?". Cevap basittir: "Yaran kabuk bağlar bağlamaz". Bu askerin öyküsünü ise yine küçük bir çocuk olan kardeşinden dinliyoruz:
"Bir abim olduğunu biliyordum ama onu hiç görmemiştim. Yıllarca cepheden cepheye gittiğini duyardık sadece. Bir sabah sahilde oyun oynarken kafamı kaldırıp baktım uzaktan sargılar içinde yaralı bir asker geliyor. Daha önce hiç görmemiştim ama onun abim olduğunu hemen anladım. Ona doğru koştum ve sarıldım. Eve geldik, annem yıllar sonra ilk defa gördü abimi, sargılar içinde. 'Evlat bu ne hal?' diye sordu telaşla. Abim 'Ağlama ana ben sağım, daha kötü olan arkadaşlarım var.' diye cevap verdi. Yatak odasına geldi, acılar içinde yatağa uzanıp dinlenecekken komşu çaldı kapıyı 'Hanım gözün aydın cepheden oğlun gelmiş' diyerek. Abim üniformasını tekrar giyerek sanki hiç yarası yokmuş gibi salonda karşıladı misafiri. O komşu gitti başkası geldi, başkası gitti diğeri geldi. Bu böyle üç hafta sürdü. Üç hafta boyunca abim neredeyse hiç kalkamadı o kanepeden. Üç haftanın sonunda abim 'Ana ben cepheye geri dönüyorum' dedi. 'Oğlum dinlenemedin dur dinlen biraz daha' dese de abim 'Ana, bak yaram kabuk bağladı, söz verdim dönmem lazım' dedi. O günden sonra bir daha göremedim abimi. Bir daha geri dönmedi."
Sahilde oyun oynayan, yaralı askerin kardeşi olan bu çocukla yazının başında bahsi geçen topların suya düşüşünü izleyerek alkış tutan çocuk yıllar sonra aralarına bir yazarı daha aralarına alarak çok güzel bir dergi çıkarırlar.
Aralarına alıp dergi çıkardıkları üçüncü yazar güzel insan Aziz Nesin'dir.
Abisini Çanakkale'de kaybeden, sahilde oyun oynayan çocuk Rıfat Ilgaz'ın ta kendisidir.
Bu iki yazar, yani Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz, ağacın tepesine çıkıp topların suya düşüşünü izleyerek alkış tutan çocuk ile birlikte Markopaşa adında bir mizah dergisi çıkarırlar. Ancak ben bu üçüncü yazarın yani savaş sırasında ağacın tepesindeki çocuğun kim olduğu yazmayacağım buraya. Zira bu yazarın çok güzel bir kitabı şu an ellerinde duruyor. Evet, o kitap. Yoksa yanılıyor muyum? Bir köşeye fırlatıp attın mı? O kitabın öyküsü bitti mi sandın? Bence daha pek çok öykü çıkar oradan. Ancak başka hikayeleri de böyle yazmayı düşünmüyorum. Onları kendim anlatsam daha iyi olur sanki. Dur bakalım onların da vakti gelir elbet.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder